Tirtir titriyorum. Elim ayağım birbirine dolanıyor. Daha
bugün ilk günüm ve çok büyük mücadeleler verdim bu mutfakta işe başlayabilmek
için. Baş aşçı şişman, kocaman, dev bir adam. Sert ama bakışları sevgi dolu.
Çok şey bildiğine eminim. Dünya mutfağına hakim olmasa, bu balık restaurantının
mutfağını tek başına idare edemez. Ona baktıkca keşke daha yapılı, uzun boylu,
iri bir adam olsaydım diye düşünmeden edemiyorum. Kalıbıyla da yerini
doldurabilmek demek ki bu işte. Ben hiçbir zaman bu görüntüde olamayacağım ama
inancımı kaybetmemeliyim. Restaurant İstanbul’un en şatafatlı yerinde olmasına
rağmen renksiz, soğuk bir dekorasyonu var. Hiç sevemedim. Ama baş aşçının
yüzündeki o kocaman gülümseme beni buranın soğukluğundan koparıp bir anda alıp
götürüyor. İçerideki kasveti ve sertliği unutuveriyorum. Bugün beni çağırdı ve
uzunca bir süre yanımdan ayrılma, beni izle, takip et ve sor, dedi. Ben
bildiğin diğer aşçılar gibi bildiğimi saklamam, paylaşırım ama sorman lazım,
dedi. O yüzden içim içime sığmıyor, deli gibi mutluyum. Çok şey öğreneceğime
eminim. Ama şimdi işe dönmem lazım anne, sonra görüşürüz, dedi ve telefonu
kapattı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder